Siyah Amerikalılar bu kıtaya geldikten sonra özellikle pamuk tarlalarında çalıştılar. Çalışırken de gerek vatanlarına özlemlerini, gerekse özgürlüğe olan tutkularını, aşklarını, inançlarını, sevinçlerini şarkılara döktüler. Şarkıları zaman zaman neşe içerse de genellikle hüzünlüydü. O yıllarda elbette özellikle vokale dayanan bir müzik ortaya koyuyorlardı, çünkü enstrümanları yoktu. Ancak sonradan enstrümanlarını da ilkel şekillerde kendileri yaptılar. Onların o yıllarda tarlalarda söylediği müziğe sonradan,  hüzün anlamına gelen Blues denmiştir. Aynı yıllarda yani 19. yüzyılın sonlarında, benzer bir evrim  Avrupa' da yaşanıyordu, İngiltere' de müzikholler publardan ayrılmaya başlamış, Fransa' da devrimden sonra işçi sınıfı kendi Şansonlarını yaratmış, Montmantre kabareleri oluşmuş, ispanya' da ise Amerika örneğine benzeyen bir gelişme sonucunda cante hondo ortaya çıkmıştı. ülkemizde, yani Anadolu' da Çukurova köylüleri Blues ile aynı müzikal yapıya sahip " bozlak" ları ortaya çıkarmıştı. Beyaz Amerikalılar ise bir yandan Fransız etkisiyle oluşan "cajon"u bir yandan da Apalaş dağ müzikleriyle batılı yayla karışımından oluşan country ve western türlerini yaratıyordu. Ancak yine de dünya müziğine en büyük etkiyi siyahların yaratıları vurmuştu. Siyahlar özgürlüklerine kavuştuktan sonra müziklerini gittikçe geliştirdiler. Belki de onları müziğe, dansa ve gösteri sanatlarına yönelten şey Anglo-Saxon toplumların doğasında bulunan ırkçılıktır. Onların yeterli eğitim alamaması sonucunda gidebilecekleri iki yön vardı, bunlardan birini suç oluşturuyor. O tarafa kaymayanlar kendilerini çoğunlukla zaten doğal yetenekleri arasında bulunan müzik dans ve sporun içinde buluyorlardı( bugün hala aynı yaklaşım geçerlidir sanırız) . Böylece dünya müziğine getirdikleri katkı doğal olarak beyazlardan fazlaydı. Sonuçta yıllar içinde siyahların kilise müziği olan gospel,  Blues, caz, boogie woogie, soul ve son olarak ta

rock' n roll onların sayesinde dünya sahnesine çıktı. Bu müziklerin tümünün ortak bir özelliği vardır, o da azınlığın müzikleri oluşlarıdır. Azınlıklar,  bu bağlamda siyahlar, kendi sorunlarını, ezilmişliklerini, yalıtılmışlıklarını Blues ile dile getirdiler. Beyazlar ise onların müziklerinde belki de kendilerini buldular. Böylece Blues yıllar içinde azınlık müziğinden çıkarak geniş kitlelerin simgesi halini aldı.

 

    Aynı yılların toplumsal yaşamına baktığımızda sanayi devriminin tüm batı toplumlarında başladığını görüyoruz. özellikle Rönesans ve reformların toplumlara sağladığı özgür düşünce ortamı bu yüzyılda meyvelerini vermeye başlamış, bilimde önemli atılımlar yapılmış, demokrasinin işlemeye başladığı batı toplumları sanayinin patlamasıyla birlikte, sınıfsal ayrımlara uğramıştı. Artık işçi sınıfı, orta sınıf ve aristokrasi ayrı ve belirgin sınıflar olarak toplumda yerlerini almaya başlıyorlardı. işçi sınıfı 20. yy. başlarında çok fazla çalışıyor, ama çok az kazanıyordu. Çünkü sermaye birikimi kapitalist ekonominin can damarını oluşturuyor, dolayısıyla hakim sınıflar bu konuda ödünler vermekten özenle kaçınıyorlardı. Artık eski güzel sömürge

imparatorlukları da mazide kalmaya başlamıştı.

 

     Dünya üzerindeki birçok ulus milliyetçilik rüzgarlarına kapılmış, bağımsız devletler kurmak üzere o güne dek hüküm süren imparatorlukları ülkelerinden kovuyorlardı. Bu ortamda kapitalist devletler siyasi sömürgelerini yavaş yavaş ekonomik sömürgeye dönüştürmeye başladılar, böylece önceleri kendi ülkelerinde uyguladıkları yöntemleri o ülkelere karşı uyguladılar ve kendi ülkelerinde demokrasi ve refah toplumuna ulaştılar. O yıllar hepinizin bildiği gibi işte tam da bu nedenlerden dolayı ortaya çıkan iki büyük paylaşım savaşının yaşandığı yıllar oldu. Ama bu savaşlardan ayrı olarak dünyayı bir başka olay etkilemeye başlamıştı, o da kitle iletişim araçlarının keşfi. Radyonun ve gramofonun keşfi müziğin evrenselleşmesindeki kuşkusuz en önemli nirengi noktalarıdır. Bu keşifler iki olguyu beraberinde getirdiler, biri bu araçlara sahip ulusların müziklerini ve düşüncelerini dünyanın her tarafına yayabilme olanağına sahip bulunmasıdır ki, bu olgu diğer ulusların müziklerinde kimi zaman yok edici etkiler ve asla yayılamama sorunlarını getirmiştir. Diğeri ise yine bir önceki maddeye bağlı olarak müziğin ticarileşmesidir. Bu araçlar yüzünden dünya yepyeni bir sanayii ile tanıştı: Müzik sanayii....

 

    Müzik sanayileşince yani ticari bir meta olarak ortaya çıkınca kaçınılmaz olarak toplumların ortalama beğenisine göre üretimler yapmak gerekti. Böylece siyah müzisyenler bu konuda son derece yeteneksiz olan beyazların eline düştüler. Müzik artık saf ve yerel halini kaybetmek, işlemden geçmek, mümkün olduğunca geniş kitlelerin beğenisini kazanmak, sulandırılmak ve yumuşatılmak zorundaydı. Böylece yerellikle var olan tüm tatlar yok oldu ve geniş kitlelerin avam beğenisine sunulmuş popüler müzik ortaya çıktı. İlk yıllarda gramofonun zorunlu üç dakikalık süresi içine sığdırılmış caz popüler müzikti, sonra bu rhythm and Blues' a sonra rock' n roll' a sonra da rock' a dönüştü.

 

    Caz ilk çıkışında yerel özellikleri yoğun bir müzikti, ancak gramofonun ortaya çıkışıyla birlikte geniş kitlelere seslenmeyi başarmış, dünyaya yayılmış yani popüler unvanını almıştı. Sonraki yıllarda duyduk ki, caz artık dünyada dinlenmeyen ölmüş bir müzik türüdür! Aslında cazın başına gelen müzik sanayine bağlı yürüyen tüm müzik türleri için söz konusudur. Caz asla ölmemiştir, ancak popülerliğini yitirmesiyle birlikte yüksek standartlara sahip bir sanat dalı halini almıştır. Artık cazı dünyada hemen her toplumda belirli düzeyin üzerindeki kitleler dinleyebiliyor. Bu da onun özgünlüğünü yeniden kazanmasına, yepyeni özgün ürünlerin elde edilmesine olanak veriyor (Akbank Caz festivali bunu kanıtlayan en iyi örnektir). Günümüzde aynı olayın rock için yürüdüğünü iddia edebiliriz. Çünkü görüldüğü kadarıyla rock' ta ilk çıkış amacından sapmış ve  özgünlükten çok ticari çalışmalar üretir hale gelmiştir. Elbette bu olumlu bir olaydır ve rock eğer dar çevreye hitap eden bir sanat formu olarak kalırsa toplumlar açısından ve müzik adına çok daha verimli olacağı kesindir.Evet, gramofon ve radyonun ortaya çıkışı müziği ticari bir meta haline getirdi demiştik, sonraki yıllarda önce plakların ortaya çıkışı, sonra dünya üzerindeki ulaşım ağlarının son derece hızlanışı, televizyonların ortaya çıkışı ile artık uluslar arasındaki kültürel etkileşim inanılmaz şekilde hızlandı. Buna bir de müzik aletlerini çok fazla etkileyen elektronik gelişmeler eklendi ve ticari müzik her şeyden önce bir kültür ihracı metası halini aldı. Böylece Amerikan kültürü dünyanın her yerine yayılmaya başladı. Her ne kadar rock müziğin ortaya çıkışında Amerikan etkisinden çok İngiliz etkisinden  söz edebilirsek de yine de Amerika' da ünlü olamayan bir parçanın ya da grubun dünyaya yayılması olanaksız denecek kadar az bir olasılıktır. Bu olgunun doğal sonucu Anglo-Saxon etkilerle oluşturulmuş müziğin dünyanın her yerinde en gelişmiş müzik olarak değerlendirilip kabul görmesi olmuştur. Böylece örneğin Blues ile aynı müzikal köken ve nota dizimine sahip bozlakta olduğu gibi dünya üzerindeki pek çok müzik gelişim şansını yakalayamamıştır. Ama bu konuda bizim müzisyenlerimizin hiç mi suçu yok. müziği olduğu yerde bırakıp bozlak’ ı dünyaya tanıtmaya çalışmayan, bozlak’ tan çağdaş ezgiler yaratıp, onu yeniden yorumlayıp yeni bestelerinde onu modern şekilde çalmayan müzisyenlerimiz çok mu masum acaba? Ama bu başka bir yazının konusu tabii.

 

    Aynı şekilde Amerikan ve İngiliz dinleyicisinin son derece tutucu bir şekilde yalnızca İngilizce dinleme isteği diğer ülkelerden bu ülkelere müziğin yayılmasını engellemiştir. Elbette bu müzik şirketlerinin işine gelmektedir, böylece sadece kendi ürettikleri müziğin satış şansını elde ederek bir çeşit tekelciliğe soyunmuşlardır. Bu, örneğin bizim ülkemizde doğru dürüst diyebileceğimiz birçok müzisyeni İngilizce müzik yapmaya itmiş, onların kendi ülkelerinde tanınmadan o ülkelerde başarıyı arama heveslerine  yol açmıştır. Bu konuda zaten olmayan şans uğruna yıllarını harcayan müzisyenlerimiz ülkemizdeki tersine gidişi görememiş ve belki de onların da bu yanlış tutumları sonucunda müziğimiz herkesin şikayet ettiği, ama kimsenin

değişmesi için kılını kıpırdatmadığı bugünkü garabete dönüşmüştür. Gerek ülkemiz müziğindeki kurtuluş önerilerini, gerekse yukarıda anlatmaya çalıştığımız evrensel müzikteki gelişimin devamını ileriki yazılarımızda irdelemeye devam edeceğiz.   

EVRENSEL MÜZİĞİN ÖYKÜSÜ- 1   Siyah kültür gerçekte bir kült mü?

Amerika' dan Afrika' ya doğru yola çıkan ilk köle gemisi bu kıtadan birçok siyah insanı yeni dünyaya taşıdı. Bu taşıma işlemi ve o insanların Amerika' da yerleşmiş çiftçilere satışı yıllarca sürdü. Köleler yeni dünyada uzun zaman bir hayvan muamelesi gördüler, ancak benliklerini yitirmemek için yüzyıllarca sürecek bir mücadelenin de ilk adımlarını attılar. Acaba ilk köle tüccarları o günlerde Amerika kıtasına getirdikleri siyahların hemen bir sonraki yüzyılda dünyanın müzik kültürünü oluşturacaklarını bilseler yine de köle ticaretini sürdürürler miydi? Ne dersiniz?

Evet bu yazımızda 3 kitaptan birden söz edeceğiz. Türkçeye muhakkak kazandırılması gerektiğini düşündüğümüz "Rock Music, aesthetic,sociology and culture" ile craig mc gregor'ın "pop kültür oluyor’u ve son olarak David Hatch ile Stephen Millward'ın "Blues'dan Rock'a-Pop müziğin analitik tarihi" isimli eserleri. Aşağıda okuyacağınız yazı bu kitaplardan yararlanılarak bu satırların yazarının ortaya koyduğu bir denemenin ilk eskizleridir. O günlerde bağımsız bir kitap olarak düşünülen bu eskizleri iki bölüm halinde sizlerle paylaşmaya çalışacağız. İlkini bu yazıda okuduğunuz bu denemenin  ikinci bölümüne ise  gelecek  yazımızda yer vereceğiz.

   

    İsterseniz önce kitapların yazarlarını biraz tanıyalım. İlk kitabımızın yazarı Peter Wicke'yi daha önce tanıtmıştık, o yüzden Craig Mc Gregor'dan söz edelim önce. O bir kültür yorumcusu olarak tanınmakta. Avustralyalı yazar popun tam bir tüketim malzemesi olduğunu ve bizlere tüketimin bir kültür metası olarak sunulmak istendiğini iddia ediyor. O, aslında tam bir hippy idi ve pop ile kapitalist ideolojiyi aynı kefeye koyarak insanların yaşamına nasıl girdiğini gözlerimizin önüne sermeye çalışıyordu.Pop sadece müzikte değil sanat yaşamının her alanında etkisini hissettirmekte ve eskiden sadece profesyonellerin ya da konunun uzmanlarının yapabileceği bir çok sanat dalının halk düzeyine indirgenerek herkesin, örneğin bir fotoğraf sergisi açabilecek düzeye gelmesine neden olmaktadır. Eskiden sanat olarak kabul edilen bir çok uğraş bugün gündelik yaşamımızın ya da popüler kültürümüzün metaları halini almıştır. Mc Gregor gerek bu kitabında gerekse tüm diğer yazılarında pop kültürünün temellerini akıcı bir dille bize tanıtmakta.

 

    Gelelim diğer yazarlarımıza ve dolayısıyla kitabımıza.D.Hatch ve S.Millward Blues, country, rock, rock'n roll gibi birbirlerinden farklı gibi görünen müzik türlerinin ve bunların kültürlerinin ortak unsurlarını, bu türlerin hepsinin aslında birbirlerinden evrimleşerek ortaya çıktığını anlatıyorlar kitaplarında. Biz de müziğin gerçekten önemli ve ciddi bir olgu olduğunu kabul ederek müzik kültürünün evrensel olduğunun bilinciyle aşağıdaki genel deneme yazısını ortaya koyduk......

 

    Evrensel müziği ne tüm boyutlarıyla ne de bir boyutuyla ele almak, değil iki-üç sayfanın, bir-iki kitabın bile başaramayacağı bir şey. Ancak zaman zaman, konularımız ve yerimiz elverdiğince bugün yazacağımız genel çerçeveyi tamamlayacak şekilde tek tek müzik türlerine ilişkin bilgilendirmeler ve değerlendirmeler de yapacağız.