Bu benim ilk yazım, yani ben Felsefe Taşı’na hiçlikten doğdum, tıpkı annemin rahminden dünyaya, bir gün karanlıktan aydınlığa doğduğum gibi. DEVAMI...

Sevgili okuyucu, geçen yazımda insanın evrimini ele almaya çalıştım. Ve sonraki birkaç yazım da insanın düşünce süreçleriyle ilgili olacaktır. Daha sonra başa dönüp büyük patlamadan sonraki evrenin geçirdiği aşamalara ve yine bir sıçrama yapıp organik bileşiklerden insana kadar olan süreçteki evrime de değinmek istiyorum. Ancak bu yazımda başlıktan da anlayacağınız gibi insanın ruhsal ve düşünsel yolculuğuna aklım erdiğince göz atmak istiyorum. Lütfen benden bu konuda ilerideki üstatlarım beni bağışlasınlar bir yanlış yaparsam.  DEVAMI...

Richard Bach bize Delphi mabedinin girişindeki Kendini Bil yazısının ve bütün antik ve günümüze dek ulaşmış ezoterik öğretilerde söylenen Kendini Tanımak teriminin gerçeğinin pratikte nasıl yapılması gerektiğini inanılmaz bir ustalıkla anlatıyor.  DEVAMI...

HAYAT ÖLÜMDEN DOĞAR

MARTI

 ÖZGÜR İNSAN

Şimdiye kadarki yazılarımda insanın süreç boyunca yolculuğunu ele aldım ve hem biyolojik evrimini hem düşünsel evrimini elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Bu evrimsel süreçlerin en azından insan açısından son noktalarından biri bilimsiz felsefe diye adlandırabileceğimiz bir süreçle onu takip eden felsefesiz bilim ve felsefenin sonunda birleşmesi, Noetik bilim diye adlandırabileceğimiz bazı süreçlerdir.  Bu konulara birer yazı halinde değinmeye çalışacağım şimdi ve sonra tekrar başa dönüp büyük patlamadan sonraki gelişmeleri anlatmaya çalışıp, organik bileşiklerin ortaya çıkmasından insan evrimine kadar olan sürece değinmeye çalışacağım. DEVAMI...

BİLİMSİZ FELSEFE

YÜCELERİN YÜCESİ

Bu bir biyolojik evrim yazısıdır ama belki de öyle değildir, kim bilir?

 

Kendinizi düşünün. Şimdi herhangi bir organınıza bakın, mesela kolunuza, elinize. Şimdi parmağınıza gelin, sonra parmağınızın boğumuna, elinizdeki çizgilere bakın ve şimdi o çizgilerden birini bir mikroskoba koyduğunuzu var sayın. Ve yeterince güçlü bir mikroskop olsun ki tek bir hücrenizi görebilsin. Şimdi o tek hücreye bir bakın lütfen ve hücrenin de içine girin, tekrar  değişik yapılar başladı, bu sefer onlara organlar yerine organeller diyoruz. DEVAMI...

Kendini Yontan Adam heykelini gördüğümde hepimizin hayatı boyunca aslında sadece ve sadece kendimizi yontmak, kusurlu taraflarımızı yok etmek, kendimizi kusursuz kılmak için uğraştığımız aklıma geldi. Bunu iyi bir insan olabilmek için yapıyoruz ve insanın insan olma çabasıdır dedim kendi içimden kendini yontmak ve iyi insan olmak. DEVAMI...

KENDİNİ YONTAN ADAM

 

Bu yazımda kısaca bilgiden söz etmek istiyorum. Temelde bilgi taşımaktan. Sadece düşünme ve düşündüklerini ifade edebilme ve yazarak ya da kaydederek diğerlerine aktarma yetisine sahip insandan başka;  canlı ya  da cansız evrendeki maddi olsun olmasın her yapı bilgiyi iletme yeteneğine sahiptir.  DEVAMI...

BİLGİ

MAĞARA

Bu yazımda Volvox’tan insana kadar evrimi yazmak istiyordum ama bu dönemde dinlediğim bir konferans ve okuduğum bazı kitaplar sonrası o yazıdan önce mağaraya bir değinmek istedim.

Bildiğiniz gibi mağara insanlığın ortaya çıktığı günden bugüne insanlık için önem taşımız bir mekan. İnsanlar ilk mağara resimlerini Fransa’da Lasceaux  mağarasında yaptılar. İnsanoğlunun inançlarını, yaşamlarını yansıttıkları resimleri ilk kez orada tanımaya başladık. Sonra inançların gelişmesiyle ölülerini gömdükleri mağaralar oldu. Ve zamanla insanoğlu mağaraları ev olarak kullanmaya başladı. DEVAMI...

Batı’dan Doğu’ya Mabet- Kahraman’ın Yolculuğu

Küçük, küçücük bir mekanda olduğunuzu düşleyin, karanlık. Buraya bir isim vermek gerekir diye düşündüğünüzü düşleyin ve içinizden oraya kendi düşünme alanınız ya da kendi mağaranız ya da kendi içiniz diye isim verdiğinizi düşünün. Gözünüzün önüne bir kelime geliyor, bu kelime felsefik anlamda çok önemli bir sözcük, yani VITRIOL. Latince bir cümlenin kısaltılmışı.  Anlamı kendi derinliklerine gir orada felsefe taşını bulacaksın demek. DEVAMI...

GERÇEK, GERÇEKLİK, HAKİKAT...

 Geçen gün Sunay Akın’ın bir sunumunu izledim. Sunumda anlatılanlar beni bu satırların yazımına götürdü. Sanırım hepimiz hayatımız boyunca gerçeği arıyoruz. Yazdığımız yazılar, düşüncelerimiz, okuduklarımız bizi hep gerçeğin peşinden gitmeye zorluyor. Dini inancı olanlar gerçeği dinin kurallarında, yönü felsefede olanlar felsefi derinliklerde, bilimle ilgilenenler bilimin içinde arıyorlar gerçeği. Tefekkürde derinleşenler der ki; “gerçeğin içindeki hakikatı arıyorum”. DEVAMI...

İNSAN VE SANAT

Bugüne kadar insana ait, insanla ilgili çok yazı paylaştım sizlerle. Bugünkü belki de insanı insan yapan, evriminden, DNA’larından bilimsel ya da ruhani yapısından çok daha önemli olan bir yazı. Belki bugünkü insanla ilgili benim yazdığım en önemli yazı. Umarım başarabilirim yazmayı çünkü yazarken düşünceler dağılıveriyor, şunu da anlatayım derken bakıyorsunuz yazdığınız konu bir oraya bir buraya savrulmuş. Derli toplu bir insan ve sanat yazısı çıkarmak en azından benim için güç bir uğraş.. DEVAMI...

Ayna olabilmek için aynaya bakmayı bilmek gerekir. Bu gerçek fiziksel bir çalışmadır her şeyden önce. Ve en önemli yansımasını Pink Floyd’un The Wall albümünde bulur belki de. Çünkü Pink Floyd bu yolla yani kahramanın aynanın önünde kendini traş etmesi, arındırması sembolizmasıyla ayna çalışmasını kitlelere yaymak gibi çok önemli bir görevi yerine getirmiştir diye düşünüyorum. Öyleyse arınmanın ön koşullarından birisi aynada kendine bakmaktır diyebiliriz.  Peki aynada kendimize bakıp ne yapacağız, doğrusu şu, kendimize küfredeceğiz. DEVAMI...

AYNA OLMAK

 İlk yazımda hayat ölümden doğar demiştim şimdi bir de ölüme bakmak gerek diye düşündüm. Yaşam dediğimiz şey doğum ve ölüm arasındaki bir süreç. Ama doğmak aynı zamanda ölmeye başlamak demek değil mi? Çünkü doğduğunuz anda öleceğiniz kesinleşmiş oluyor. İster kısa ister uzun bir süreç olsun geçireceğiniz dönemin sonucunda varacağınız tek bir nokta var, o da ölüm. Ölüm sonrasında ne var diye bakmadan önce ölüme giden yolda ne var diye bakmak gerek sanırım. DEVAMI...

ÖLÜM

YOLA ÇIKARKEN

İnsanın evriminde hiç kuşkusuz 5 duyusunun rolü büyük olmuştur. Bütün diğer hayvanlar gibi insan da doğayla iletişiminde beş duyusunu yoğun biçimde kullanmıştır. Ancak ayağa kalktıktan sonra elbette koku duyusunda topraktan uzaklaştığı için azalma ama uzaklara bakmak zorunda olduğu için yüzünün ön kısmına yerleşen gözlerinden dolayı üç boyutlu görme ve derinliği algılama yeteneklerinde artış olmuştur. Aynı zamanda düşmanlarından korunmak için en küçük bir sesi bile ayırt edebilecek kulaklara ihtiyacı vardı ki evrim doğal olarak bu yönde gelişmiştir. DEVAMI...