24  KASIM 1991 KRALİÇE ARTIK YOK!

FREDDIE  MERCURY' Yİ ANARKEN......

      “GÖSTERİ DEVAM ETMELİ”

     

  Ruhum kelebeklerin  kanatları gibi                                  boyalı,

 

Dünkü masallar ölmez ama büyürler

Müzik dünyasının kuşkusuz hiç unutulmayacak, gerek sanatı gerek özel yaşamı ile hiçbir zaman dillerden düşmeyecek aykırı isimlerinden Freddie  Mercury 24 Kasım 1991 günü çağın vebası diye nitelenen AIDS nedeniyle aramızdan ayrıldı. Ayrılışı öyle zamansızdı ki, bugün hala müzik dinleyicileri onun ölümünü

kabullenmiş değil, çünkü müzik yaşamının en verimli döneminde yitti gitti. Müzik sanayii ise mirasından kuşkusuz en çok yararlanan kesim olarak hala onun ekmeğini yiyor. Freddie' nin bu dünyaya bıraktığı en büyük miras aslında inanılmaz malvarlığı ya da müziği değil hiç kuşkusuz, o bizlere AIDS belası

ile baş edebilmemiz için gerekli dinamizmi, hırsı bıraktı, o kadarla da kalmadı parasal mirasını AIDS' e karşı kurulmuş olan Terence Higgins vakfına bıraktı ve böylece belki de binlerce insanın derdine deva olabildi ölümünden sonra bile olsa. Ayrıca müzik insanları  hem onun ardından yaptığı geliri AIDS araştırmalarına harcanacak konserlerle hem de bireysel çabalarını güçlendirerek bu baş edilmesi çok zor hastalık için tüm insanların kalplerinde bir umut ışığı yaktılar.

 

                        “Dopdolu bir yaşamım oldu. Yarın ölsem, hiç gam yemem. Ben hayatta her şeyi yaptım.”

 

      Evet, bu sözler Freddie' ye ait. O gerçekten yaşamını dopdolu yaşadı. Yaşamından olacağını bilse bile yaşamak istediklerinden geri durmazdı. Zaten bu dünyada çok fazla da kalmak istemezdi. Onun için önemli olan tanınmak, sevilmek, görkemdi. Evet o her şeyin görkemli olmasını isterdi. Ölümünden sonra 20 Nisan 1992' de gerçekleştirilen “a concert for life” konseri gerçekten de Wembley’ nin gördüğü en görkemli konserlerden biri oldu, konser geliri AIDS araştırmalarına bırakıldı. Freddie o gün herhalde yukarlarda bir yerden mutlu mutlu gülümsüyordu, “yaşasın beni ne de çok seviyorlarmış” diye....


                                                                             

    Doğu Afrika açıklarında küçük bir ada Zanzibar. Freddie olmasa belki de ne bu adayı ne de yerini duyacağız, bizi de pek ilgilendirmeyecek. Ama Freddie işte bu küçük adada 1946' da dünyaya geldi. Babası İngiliz hükümeti adına muhasebecilik yapıyordu. Anne ve babası İran kökenliydi. O daha küçük bir çocukken ailesi Bombay' a göç etti. Orada yatılı bir okula başladı ve 13 yaşına geldiğinde İngiltere' ye dönüş yaptı. İngiltere' deki ilk yılları gerçek bir ıstırap kaynağıydı, çünkü bu ülkenin dili, gelenekleri, mimarisi ona çok yabancı gelmişti. Okuldaki arkadaşlarının onu dışlaması da cabası. İşte dikkat çekmeyi, sürekli ilgi görmeyi isteyen bir kişilik geliştirmeye başlaması belki de bu nedenlerden dolayı başladı. O yıllarda Freddie' nin evinin hemen ilerisinde oturan bir başka çocuğun ismi ise Brian May idi. İşte bu günlerden itibaren Freddie anne- babasının Zerdüşt dinine bağlı olmaktan çıkıp tam bir İngiliz olmaya çabaladı. Gene de Zanzibar ve Hindistan' dan aldığı çok renklilik onun tüm yaşamını yönlendirdi. 1964' te birçok önemli müzisyeni yetiştiren Ealing sanat okuluna girdi. Bir süre sonra dağılmış bulunan 1984  grubunun üyesi Tim Staffel ile arkadaş oldu, bu arkadaşlık sonradan Brian May ve Roger Taylor ile de tanışmasına neden olacaktı. Freddie yavaş yavaş müzikle ilgilenmeye başlamış ve arkadaşlarının grubu Smile' ın konserlerinde sürekli sahne arkasında zaman geçirmeye koyulmuştu. 60' ların sonlarında sanat okulundan sanat ve tasarım alanında diplomasını alarak mezun oldu ve bu yıllarda tamamen müzikle ilgilenmeye karar vererek Wreckage grubunda çalışmaya başladı. Freddie bu günlerde hafif eşcinsel davranışları, ilginç kıyafetleri, uzun siyah saçları ve siyah ojeleriyle büyük ilgi çekiyordu. Artık Wreckage grubunun her şeyi halini almıştı.

“Ben yıldız olmayacağım, ben efsane olacağım”

 

     Grup önce Trident sonra EMI plak Şirketleriyle anlaştı. Albümleri çıkmadan hemen önce Marquee' de muhteşem bir gösteri yaptılar, ancak eleştirmenlerce aynı muhteşemlikte bulunmadı bu gösteri. Herkes dikkat çekme çabası içinde oldukları fikrinde birleşiyordu. Herkes onların hepsinin homoseksüel olduğunu

iddia ediyordu. Aslında Freddie ' de dahil olmak üzere hepsi normal heteroseksüel gençlerdi ve bu sadece bir gösteriydi. Sonuçta 13 Temmuz 1973'te Queen isimli ilk albümleri piyasaya çıktı. Ancak pek başarılı olamadı, hem albümün çıkışının hatalı bir zamanda yapılması hem de basının onları EMI' nin kuklaları olarak suçlamasıyla bütün ümitler suya düşmüş görünüyordu. Bu havayla grup Queen II albümünün kayıtlarına başladı. Toplumun gözünden biraz uzaklaştılar, bu da onlara moral vermeye yetmişti. 8 Mart 1974' te ikinci

albüm Queen II piyasaya çıktı ve büyük patlama yaşandı, grup Amerika' ya hiç gitmeden ilk aşamada 130.000 plak sattı, hayranları gittikçe arttı ve Şanssızlık günlerinin geride kaldığına inanılmaya başlandı. Aynı hızla girilen stüdyoda Sheer Heart Attact kaydedildi ve aynı yılın Kasım' ında piyasaya çıktı. Bu albüm grubun en rock dolu albümü olarak kabul edilir. 1975 yılına geldiğimizde bir gece Freddie arkadaşı olan disc-jokey Ken 

Everett' e telefon ederek, yeni bir parça kaydettiklerini ancak parçanın 8 dakika sürdüğünü anlattı. Ken parçanın kayıtlarını hemen radyoya getirmesini istedi. Parçayı dinlediler ve Freddie bir kopyayı Everett' e bıraktı. Ken Freddie' ye söz vermesine rağmen o gece radyoda “ay elimden kaydı” diyerek parçayı tam 14 kere çaldı. Parçanın adı Bohemian Rhapsody idi ve o geceden sonra çıkan 45' lik tam 17 hafta boyunca listelerde 1 numaradan aşağı düşmedi. Bugün de hepinizin bildiği gibi rock klasikleri arasında kabul edilmektedir. 

Bu parça ve onun içinde yer aldığı a Night at the Opera albümü Freddie' nin operatik vokali rock' un içine sokmasına neden oldu. Onun o inanılmaz sesiyle yaptığı vokal Rock' ta harcıalem parçaların değil de bu denli sanatsal yapıtların daha başarılı olacağının bir işareti gibiydi. Freddie zaman içinde biseksüelliğinin ilk sinyallerini verdi ve bu karakterini hiçbir zaman hiçbir kimseden saklamadı. İlgi duyduğu erkeklerle ve kadınlarla birlikte oldu ama belki de yaşamı boyunca sadece bir kişiyi Mary Austin' i sevdi. Onların birlikte yaşamasına Freddie' nin biseksüel yaşamı bir türlü bırakmaması engel oldu. 1980' lere kadar grup orijinal çizgisini korudu ancak ondan sonra Freddie iyice popa kaydı ve rock dinleyicisini kaybetmeye başladı. Bu ivme bu on yılın sonuna dek sürdü ve grup kendisini ancak Innuendo albümüyle toparlayabildi. Aslında Freddie AIDS olduğunu 1985 yılında öğrenmişti, ancak bu onun yaşamını değiştirmesi içini yeterli bir neden değildi. Ancak Şimdi anlıyoruz ki, ölümüne hazırlık olmak üzere belki de yıllarca bir daha bir eşine daha

rastlayamayacağımız görkemde bir albüm ortaya koymayı başardı Freddie.  Bu albümle birlikte sürrealist opera vokaline geri döndü. Queen yeniden başladığı noktadaydı, ancak Freddie' de başladığı noktadaydı yani yeniden göklere karışmak üzere hızlı bir yolculuğa çıkmıştı. Albümdeki parçaların hemen tümü sanki bu dünyaya veda mesajları taşıyordu. Delilah ve Bijou Freddie' nin çok sevdiği kedilerine vedaydı. Innuendo  (ima) parçasında albümdeki tüm imalar için özür diliyordu. Show must go on' da ne olursa olsun gösterinin devam etmesi gerektiğini söylüyordu bize. Belki de en can alıcı Şarkı hepimize birden vedasını dile getirdiği Şarkı idi: “These are the days of our lives” (Bunlar yaşamımızın günleridir) Bu parçada nostalji yüklü, duygu yüklü armoniler çevremizi sarar, bizi geçmişimize, kaybettiğimiz aşklarımıza, kaybettiğimiz ve bir daha sahip olamayacağımız günlerimize götürür. Parçanın sonunda ise Freddie  “Seni seviyorum” diyerek hepimize olan gerçek vedasını  belirtir. 

    "Yapılan testler sonucunda kanımda HIV virüsü çıktığını ve AIDS hastalığına yakalandığımı belirtmek isterim.....Artık dostlarımın ve dünyanın her tarafındaki fanlarımın gerçeği öğrenmesinin zamanı geldi diye düşünüyorum. Bu korkunç hastalıkla savaşmada herkesin beni destekleyeceğini umuyorum".

 

    Evet, bu sözlerden birkaç gün sonra Freddie Kensington'daki evinde 24 Kasım 1991 günü aramızdan ayrıldı. Son zamanlarını İsviçre'de geçirmişti. Neden orada olduğu ise geçtiğimiz yıl ortaya çıktı. İsviçre'de yapılan kayıtlardan oluşan Made in Heaven büyük bir sürprizle grubun diğer üyeleri tarafından piyasaya çıkarıldı. Yıllar süren mücadeleden sonra kendi cennetini bulmuş bir insanın yaptığı belli olan bu nefis albüm Queen grubunun gerçek anlamda son albümü oldu.  "Yaşlı bir adam olmak istemiyorum,70 yaşına kadar yaşamak herhalde sıkıcı Olurdu"  Evet, istediğin oldu Freddie, aslında haklısın bizce de o kadar yaşamak sıkıcı olurdu, Şimdi sen ruhunu verdiğin gösterinin en güzelini yaşadığın bulutların üstünde bizi seyrederken seni ve sanatını bir kez daha selamlıyoruz gözlerimizde biriken bir damla yaşı saklamaya çalışmadan...

O sırada Tim,  Smile grubundan ayrılmıştı. Zaten bu fırsatı bekleyen Freddie Brian ve Roger' a yeni solistleri olduğunu söyleyerek Smile' a girdi. Freddie Led Zeppelin müziğine biraz pop katıp bunu mükemmel bir sahne gösterisi ile birleştirmek istiyordu. Bu acayip önerilere diğerleri önceleri pek de sıcak bakmadılar, üstelik Freddie bir de isim öneriyordu: “Kraliçe” Brian ve Roger bu kafayı yemiş arkadaşlarına inanılmaz gözlerle bakıp kahkahayı koy verdiler ama Freddie öyle bir bastırdı ki, bu ismi kabul etmekten başka çareleri kalmadı. Freddie ise teşhirci eğilimlerini ortaya çıkaracak böyle mükemmel bir fırsat yakaladığı için mutluluktan uçuyordu. İlk zamanlar hiçbiri mesleklerini bırakmadı. Herkes başka bir işten para kazanarak Queen' i yürütmeye çalışıyorlardı. Queen ismiyle verdikleri birkaç konserden sonra her ne kadar çok olumlu eleştiriler almasalar da kendilerine güvenleri gelmişti ve artık kendi Şarkılarını kendileri yazmaya başlamışlardı. Böylece Freddie ve ona bağlı olarak Queen'in inişlerle çıkışlarla, sansasyonlarla dopdolu öyküsü başladı.

          5 EYLÜL 1946 Zanzibar

Frederick Bulsara dünyaya geldi.....