Kitap hakkında bilgi edinmek ya da satın alma linkine ulaşmak için kitabın resminin üzerine tıklayın.

İlk olarak 1912 yılında yayımlanmış olan Kybalion, kadim Mısır'dan bu yana kuşaktan kuşağa aktarılan gizemli Hermesçi Öğretileri anlatan Batı Ezoterik Geleneği ile ciddi olarak ilgilenen herkesin kütüphanesinde mutlaka bulunması gereken bir kaynaktır. Arada geçen süre içinde kitabın önemi azalacağına artmış ve ezoterizm öğrencilerinin en önemli ve temel kaynaklarından biri haline gelmiştir. Kybalion, anlaşılması zor, şifreli simge ve imalarla dolu Hermesçi edebiyatın aksine sade bir dille yazılmıştır.

Hermetik aksiyomların ele alındığı bu kitap içindeki bilgiler, bir çok eski metinde olduğu gibi sadece bazı insanlara açıktır. Okunması ileride öğrenilecek şeylerin anlaşılmasını kolaylaştıracaktır.

“Eğer bu eser diğer felsefi eserlerden farklıysa bu, onun farklı bakış açısındandır. Diğer araştırmacılar tarafından ulaşılmış sonuçlara ve ileri sürülmüş fikirlere saygılar sunarız. Aşağıdaki sayfaların okunup araştırılmasının, öğrencinin düşüncelerini geliştirmesinde ve daha yükseğe çıkarmasında yardımcı olması, yazarın en içten umududur. İsa der ki: “Gerçek, sizi özgür kılsın”. Fakat gerçek, bir defada bulunamaz. Gerçek ebedidir ve gerçeğin arayışı da ebedi olmak zorundadır. Okültizm için insana “bir defada verilen” inanç yoktur. Kalmış olan belli temel gerçekler vardır. Bunlara farklı açılardan bakılabilir. Her bakış açısı bize, diğer bakış açılarını tamamlayan bir görüş verir. Bu yüzden zamanımızda görebildiğimiz kadarıyla nihai gerçeğe ulaşma imkânı yoktur!” MAX HEINDEL

ANTİK ÇAĞ HERMETİK BİLGESİ PİTAGORAS (İÖ 580–500) Kadim Mısır mabet öğretisinin yetiştirdiği büyük Hermetik Eren! Eski Mısır, Babil, Kalde ve Hint Bilgelerinin hikmetlerini Batı’ya taşıyan bu büyük ruh, filozofiyi kurarak insanları “içyüz aydınlanmaları”nı gerçekleştirmeleri için evrensel hakikate çağırmıştır. Onun hakikat yolunda olan bu ruhsal çağrısı aradan geçen 2600 yıla rağmen hâlen devam etmektedir! O’nu, ‘Sayıların Babası!’ ‘Tanrı’nın Oğlu!’ ‘O dedi’ diye anarlardı. O, kadim mabetlerde evrensel hakikat boyutlarına dair tüm öğrendiklerini kurduğu felsefe okulunda ahlâka dayalı yüksek bir disiplinle uygulayarak öğrencilerine aktarmış, batınî (ezoterik) aydınlanma felsefesinin gelişimine her yönden büyük bir katkı sağlamıştır.  Her yaşamdaki çabalarımızla tanrısal uyanışımıza ruhen bir adım daha yaklaşırken, şu an yaşadığımız hayatı her yönüyle bir sonraki tanrısal organizasyon için yüksek bilinçle çok iyi değerlendirmeliyiz! Tanrısal hakikati satın alacak sermaye, içimizden bize seslenen evrensel özümüz, yani diğer adıyla; ‘Tanrısal Rûhumuz’dur... 

“Kitapta İdris'i de an. Çünkü o, özü sözü doğru olan bir peygamberdi. Onu yüce bir yere yükselttik” (Meryem Süresi 56-57) Kur’an-ı Kerim 1500 yıldır kayıp olan bir kutsal kitap, 1773 yılında Habeşistan’da bir manastırda bulundu. Peki hem Hıristiyanlar hem de Yahudiler neden bu kitabı ortadan kaldırmak istedi? Onları rahatsız eden ne vardı? Enok (Hanok) hem Tevrat’ta hem de İncil’de anılmakta. Kuran’da Hz. İdris olarak anılıyor. Tufan öncesi bu peygamber Nuh’un büyükbabasıydı. Ölümü tatmadan 365 yaşında göğe alınmıştı. Bazı eski yazarlara göre bilim ve sanatları, yazı yazmayı ilk öğreten kişi Hermes, Thoth ve/veya Merkür ile birdi. Kitap, Tevrat gibi kutsal metinlerde anlaşılmayan ve kısa bir şekilde aktarılan birçok şeyi ayrıntılı bir şekilde betimliyor. Dehşet verici şeyler... Bunlar din adamlarını rahatsız etmiş olabilir. Adem ve Havva’nın torunları dünyaya daha yeni nüfuz ederken Düşmüş Melekler yeryüzüne indiler... Tanrı’nın emirlerine karşı geldiler. İnsanlarla iç içe oldular. İnsanlara savaş, kozmetik, kıymetli taşlar, büyü ve günümüzde yaygın nice ilim ve sanatı öğrettiler. İnsanlarla düşüp kalktılar, melez çocukları dehşet saçan devler Nefilim’di. Sonra dünya çatırdadı, ekseni kaydı ve büyük bir tufan her şeyi alıp götürdü. Enok’un Kitabı tarih öncesi uzaylı ziyaretçiler, batık kıtalar gibi birçok varsayıma yol açmıştır.

Bu ünlü eser, Kabala gibi karmaşık bir konuyu herkesin anlayabileceği sarih bir dille açıklamaktadır. Altın Şafak Hermetik Cemiyeti adında gizli bir İngiliz örgütünün eski üyesi olan Dion Fortune, cemiyetin Kabala sırlarını ilk kez bu kitapta açıklamıştır. Kitap sadece bir Yahudi gizem öğretisi olan Kabala'yı değil, ama onu din, ezoterizm, mitoloji, okültizm, maji, astroloji, tarot ve simya ile ilişkilendirerek, kadim sırlar öğretilerini Hayat Ağacı denilen bir şablona kademe kademe oturtarak emsali bulunmayan bir anahtar sunmaktadır. 

Bu kitap Kabala'nın gerçeğini gözler önüne serer. 

Okunması zor gelse de denemelisiniz. 

Herkesin bir bilge, yirminci asrın ezoterik uzmanı olarak saygı duyduğu yazar, hayatı boyunca ABD ve diğer ülkelerde 8.OOO'den fazla konuşma yapmış, sayısı; kitap, makale ve incelemeye imza atmıştır. Manly P. Hall her zaman felsefenin ve dinin gündelik uygulamasına ağırlık vermiş gerçek bir ezoîeristtir. O insanlığa en soylu idealleri ve davranış kurallarını veren ruhani ve ahlaki kadim öğretileri yeniden canlandırmayı kendine vazife edinmiştir. Felsefenin insanın kendi amaçları ve ideallerini gerçekleştirmek için kullandığı soylu bir araç olduğuna inanan Manly P. Hall, dünya medeniyetlerinin ancak akıl, amaç ve işbirliği için ortak bir zemine ulaştığında yükseleceği fikrine bütün ömrünü vakfetmiştir. Bu amaç için Felsefi Araştırmalar Cemiyeti'ni (www.prs.org) kurmuştur. Elinizdeki kitap, basıldığı tarih 1928 yılından itibaren ezoterik bir klasik olmuştur. Yirminci asrın bir benzerine tanık olmadığı bu eser, bütün çağların ezoterik, okült sırlarını, kadim ritüellerini ve sembolizmini büyük bir ustalıkla anlatan ansiklopedik şaheserdir. Mitolojiyi, din ve felsefeyi nadir eserlerden alınmış sekil ve renkli resimlerle zenginleştirerek ayrıntılarıyla açıklayan bu kitap, bütün gizemcilerin kütüphanesinde baş köşeye oturacaktır. Gizli bilim öğrencileri bu eserle yıllarca ellerinden, düşürmeyecekleri bir başvuru kitabına, batı ezoterizminin hemen her alanında bu Öğretileri bizzat hayatına uygulamış olan bir ustanın kaleminden sağlam, ayrıntılı ve güvenilir bilgilere kavuşacaktır.

“Horus’un gözleri insanları ve eşyayı yaratmıştır. Semavi yüzün gözleri evreni gördüğü zaman, evren vücut buldu; güneşin ışıkları bir gözyaşı dalgası gibi, evreni kapladı; böylece Horus’un gözünden dökülenler, insanlara ve tanrılara gerekli olan hayatı verdi... Güneşten dağılan ışık gibi, Horus’un gözü bütün realiteyi yarattı.” Böylece, dünyada yaşayanlar, ölmek için doğmuş yığınlarca varlık, Ra’nın gözbebeklerinden, ilk ve dölleyici ışıkla beraber fışkırmıştı; çünkü: ‘Râ insanların bedenlerini gözünün ağlayışlarıyla?yaptı...’”

Niyette birlik ve değişmez merkeze sürekli olarak yönelmek eğilimi, sembolik olarak kıble'ye yönelmeyi gerektirir. Birliği kendinde tam olarak gerçekleştirmeyi başarmış olan için, tüm zıdlıkların ortadan kalkmış olmasıyla, savaş hali de sona ermiştir. Zira artık-bütünsel bakış açısının tüm özel bakış açılarının üzerinde olması nedeniyle sadece mutlak düzen vardır. Böyle bir varlığa hiçbir şey zarar veremez. Onun için artık kendi içinde de dışında da hiçbir düşman yoktur. Kendi içinde oluşturduğu birlik aynı şekilde ve eşzamanlı olarak kendi dışında da oluşmuştur; daha doğrusu, o varlık için yine bir zıdlık olan iç ve dış ayrımı ortadan kalkmıştır. Herşeyin kesin olarak merkezinde bulunmakla o, "kendi kendisinin yasasıdır". Zira, onun iradesi Evrensel iradeyle birdir. O "İlahi Huzur" olan "Büyük Barış"a kavuşmuştur. İlkesel birlik ile aynişmekle o, "ezeli ve edebi şimdi"nin mutlak eşzamanlılığında, "herşeyde birliği ve birlikte herşeyi" görür.

Yeni Ahit'in İncilleri'nde, İsa, Yahudi Krallığı'nın son varisi olarak mı tarif ediliyor? Antik Mısırlılar taç giyme törenlerinin ipuçları, İnciller'de mi yatıyor? MS 70'de Romalılar'ın Kudüs'ü yıkmasından önce Herod Tapınağı'nın altında gömülen İsa'nın öğretilerini taşıyan yazmalar nerede? Tapınak Şövalyeleri modern masonluğun öncüleri mi? XII. yüzyılda gömülü parşömenleri bulup metinlerdeki gizli törenleri mi benimsediler? Bu el yazmaları, İskoçya'da bir tepeye kurulan Herod Tapınağı'nın detaylı bir kopyasının altında yeniden keşfedilmeyi bekliyor?

Her şeyi gören zihin vasıtasıyla, Şahitlik ettim bizzat 

Göklerin görünmez yüzüne, Ve tefekkür yoluyla eriştim Hakikat Bilgisine, 
İşte bu bilişle yazıyorum tüm bu mısraları... 

HERMES TRİSMEGİSTUS 
M.Ö. 3000 

Ege Meta Yayınları, Büyük inisiye Hermes'e atfedilen bilgilerin çeşitli kaynaklardan derlenmesiyle oluşturulmuş zengin bir külliyatı içeren 'Hermes' kitabını çıkardı. 
Çağlar boyu ezoterik bir gelenek içerisinde nesilden nesile aktarılan Hermetik bilgiler çağlar boyu pek çok filozof, bilim adamı ve sanatçıyı etkilemiş, onların düşünce ve anlayışlarına yön vermiştir. Özellikle Batı düşüncesine ve Rönesansa yön vermiş pek çok düşünür Hermetik kökenli bilgilerle yetişmiş ve bu bilgiler onların eserleri aracılığıyla günümüze ulaşmıştır. Ayrıca simyacıların kendilerine rehber edindikleri temel bilgiler de Hermetik kökenlidir. (Arka kapaktan)

Hermes'e atfedilen bir dizi metin. Hermes'in tableti gerçekte oldukça kısa bir metindir. Yazılar bölümnde bulabilirsiniz, okumanızı tavsiye ederim. Metin kısa olsa da inanılmaz bir içeriğe sahip, anlayabilmenin sadece yazılanı yaşamış olmaya bağlı olması çok enteresandır.

Bu kitap ne yazık ki piyasada yok, çok önemli bir kitaptır.

Efsaneye göre, dört bin yıl önce Hz.İbrahim tarafından yazılmış olan Oluşum Kitabı anlamına gelen Sefer Yezirah, Kabala'nın en eski temel kitabıdır. Türkçe olarak ilk defa yayınlanan bu eserde evrenin oluşumu insanın ruhsal yapısı ve evrendeki yerini içeren Kabala'nın ana hatları verilmektedir. 
Eserin daha iyi anlaşılması için, Kabala'nın anlamı, önemi, mistik öğretileri ve ezoterik şifrelerini açıklayan benzersiz Westcott ve Mathers'ın yazdıkları Kabalaya Giriş ve Açımlanmış Kabala eserlerini de kitabın girişine ekledik. Bu eserler Kabala'yı anlamakta ilk adımlarını atanlar için önerilen başyapıtlardır

Eliade, Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi isimli bu üç ciltlik eserinde, 1933'ten itibaren belirli aralıklarla Bükreş Üniversitesi, Ecole des Hautes Etudes ve Chicago Üniversitesi'nde verdiği Dinler Tarihi derslerini bizlerle paylaşıyor. Yazar, Dinler Tarihine Giriş'te kutsalın diyalektiğini ve morfolojisini tartışmıştı; bu ciltleri ise farklı bir bakış açısıyla tasarlamış. Bir yandan kutsalın tezahürlerini zamandizinsel bir düzen içinde çözümlüyor, bir yandan da dinsel inançlar ve düşünceler tarihine yapılmış en büyük katkıları, dinsel geleneklerdeki köklü dönüşümleri gün ışığına çıkarmaya çalışıyor.

Eliade'ye göre din tarihçisi için kutsalın her tezahürü büyük önem taşır; her ayin, her mit, her inanç ya da tanrı figürü kutsalın deneyimlenmesini yansıtır ve dolayısıyla varolma, anlam ve hakikat kavramlarını gündeme getiri. "Kutsal", insan bilincinin tarihinde bir aşama değil, bilincin yapısı içinde bir unsurdur. Kültürün en arkaik düzeylerinde insan olarak yaşamak kendi içinde bir dinsel eylemdir; çünkü beslenmenin, cinsel hayatın ve çalışmanın ayinsel bir değeri vardır. Başka bir deyişle insan olmak ya da insan haline gelmek bizatihi "dinle ilişkili" olmak demektir. Yine Eliade'ye göre, insan zihninin, indirgenemez gerçek bir şeyin mevcudiyeti kanısı olmaksızın nasıl işleyebileceğini hayal etmek güçtür; insanın deneyimlerine ve dürtülerine bir anlam yüklemeden bilincin nasıl ortaya çıkabileceğini düşünmek olanaksızdır. Gerçek ve anlamlı bir dünya bilinci, kutsallığın keşfiyle yakından ilintilidir. İnsan zihni gerçek, güçlü, zengin ve anlamlı olarak ortaya çıkanla bu niteliklerden yoksun olan -yani şeylerin kaotik ve tehlikeli akışı, onların rastlantısal ve anlamsız beliriş ve yok oluşları- arasındaki farklı kutsalın deneyimi sayesinde yakalayabilmiştir.

İnsanlığı varlıklı bir evin kapısına bırakılmış kimsesiz bebeğe benzetsek yeridir. Yeni ebeveyni ona geçmişine dair bir öykü anlatır. Çocuk büyüdükçe bu öyküyü inandırıcı bulmayıp gerçekte kim olduğunu, hangi soydan geldiğini araştırır. Öğrenir ki insan ve dünya günümüzden 6000 yıl önce yaratılmamıştır! Dünya 5 milyar yıl önce oluşmuş, yaşam 4 milyar yıl önce ortaya çıkmış ve evrilerek 2 milyon yıl önce insan türü biçimini almıştır... Çocuk en sonunda insan türünün kendisini doğadan ayrı, ondan üstün bir varlık olarak görmesinin yanlış olduğunu anlar. 
Bu yanlıştan kurtulup en yakın akrabalarımız olan canlı türlerinin yaşam tarzını incelemek, türümüzün başına bela olmuş, savaş, katliam, sömürü, etnik merkezcilik, yabancı düşmanlığı, cinsiyet ayrımcılığı gibi sorunların çözümüne katkı sağlayacaktır.Carl Sagan ve Ann Druyan Atalarımızın Gölgesinde ile okuru bir bilim şenliğine davet ediyor. Bu şenlikte mitoloji ve felsefeden de söz edileceğini söylememize tabii ki gerek yok...
(Tanıtım Bülteninden)

Uzayı bükerseniz zaman eğrilir... ve kâinat önünüzde eğilir...

Çok uzak olmayan bir gelecekte insanoğlu kozmosta aslında zamanın olmadığını keşfetmiş, madde yeniden tanımlanmış ve ona hükmedilmeye başlanmıştır. Artık galaksiler arası yolculuklar ve geçmişe dönmek mümkün görünmektedir.

Bu keşif Alfa-Omega adı verilen bir projeyi hayata geçirir. Alanlarında gezegenin en yetenekli insanlarından oluşan ekipler insanlığın başlangıcından ve hatta öncesinden gelen kadim gelenekler ile ezoterik öğretilerin kaynaklarını, başka yaşamların olduğu yıldızlardaki öğretileri ve kardeşlik örgütleri ile tarihsel bağlarını, kısaca "hakikati" bulma yolculuğuna çıkarlar. Fakat "hakikatin" ne olabileceği hakkında hiçbir fikirleri olmadan çıktıkları bu yolculuk onları ne bizim tahmin edebileceğimiz bir geleceğe, ne de onların arzu ettikleri bir geçmişe götürecektir.

Vitriol - Yeni Çağın Şafağı'nı bir solukta okurken, ezelden beridir sorduğumuz "Nereden geldik, nereye gidiyoruz?" sorusunun cevabını ve kötü ile iyinin, siyah ile beyazın, karanlık ile ışığın ebedi savaşını sayfaların arasında bulacaksınız. Bir bilgenin de söylediği gibi, hakikat aramakla bulunmaz belki ama onu yine de ancak arayanlar bulur...
(Tanıtım Bülteninden)

"Gen Bencildir" ilk yayımlandığı 1976 yılında biyologlar ve halk arasında büyük bir heyecan dalgasına yol açmıştı. Genin gözünden hayata bakışı parlak bir şekilde ve sade bir yazımla sunuşu, doğal seçilimin doğasıyla ilgili düşünce dizileri ile birleşerek evrimi anlayışımızla ilgili geniş kapsamlı imalarda bulunmuştu. Zaman, kitaptaki fikirlerin önemini onayladı. Kuvvetli entelektüelliğe sahip olmasına rağmen teknik bir dille yazılmamış olan "Gen Bencildir" birçoklarınca bilim yazıtının başyapıtı olarak görülür ve kitaptaki öngörüler günümüzde bile ilk yayımlandığı gündeki kadar güncelliğini korur.  (Tanıtım Bülteninden)

Kitap genin öyküsünü ve yaşamımızdaki ve yaşam sonrasındaki önemini müthiş bir incelikle vurguluyor. Okumanızı tavsiye ederim.

Einstein, evrenle ilgili en anlaşılmaz olayın, evrenin anlaşılabilir olması olduğunu söylemişti. Fiziğin en başarılı ve doğru iki kuramı olan Kuantum Alan Kuramları ve Einstein'ın Genel Görelilik Kuramı tek bir Kuantum Kütle-çekim kuramında birleşebilirler mi gerçekten? İşte dünyanın en ünlü iki fizikçisi, Stephen Hawking {Zamanın Kısa Tarihi) ve Roger Penrose {Kralın Yeni Usu) bu soruyu tartışıyorlar.
Bundan altmış yıl önce Niels Bohr ve Albert Einstein arasında Kuantum Mekaniği'nin temelleri hakkında da ünlü ve uzun bir tartışma vardı. Einstein, Kuantum Mekaniği'nin tamamlanmış bir kuram olduğunu reddediyordu. O, bunu felsefi açıdan uygun görmeyerek, Bohr'un temsil ettiği Kopenhag Ekol'ünün Ortodoks yorumuna karşı sert bir savaş yürütmüştü.

Bir bakıma, Penrose ve Hawking arasındaki tartışma, Einstein rolünü Penrose'un ve Bohr rolünü de Hawking'in üstlenmeleriyle, bu eski fikir ayrılığının uzantısıdır. Konular şimdi daha karmaşık ve geniş olmakla birlikte, eskiden de olduğu gibi, gene teknik fikirlerle felsefi bakış açılarının bir iç içeliğini yansıtmaktadır.

Canlıların mükemmelliği ve karmaşıklığı hem saygıyı hem de "derin" bir soruyu hak ediyor: Mükemmel ve karmaşık canlılar nasıl var oldu? Kimileri her şeyi tasarlayan bir Yaratıcı'nın olduğuna inanıyor, kimileri de karmaşık canlıların rastlantı eseri ortaya çıkabilecek kadar basit olan canlılardan evrimleşerek oluştuğunu savunuyor... Gen Bencildir kitabıyla tanıdığımız zooloji profesörü Richard Dawkins, doğal seçilim yoluyla gerçekleşen evrimin yaşamın karmaşık tasarımını açıklayan tek kuram olduğunu düşünüyor. Kör Saatçi bu düşüncenin kuvvetli ışığında yazılmış, söylemek istediğini berrak bir biçimde söyleyen, anlatan, öğreten bir kitap; ama hepsinden de öte, bütün iyi kitapların yaptığını yapıp kafa karıştıran, soru sorduran bir kitap... 

KÖR SAATÇİ-RICHARD DAWKINS

 

İlk olarak 1995 yılında Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Şanlıurfa Müze Müdürlüğü' nün ortak çalışmalarıyla kazıya başlanmış ve hâlen de devam etmektedir.
Göbekli Tepe bizlerden çok daha ileri düzeydeki bir uygarlığın mirasıdır. Ve o miras Anadolumuz'un Urfa Kenti'nde yavaş yavaş günışığına çıkmaktadır.
Bu uygarlığın kökeni tufan öncesine aittir. Bunun en önemli kanıtı "Göbekli Tepe"de bulunan mabet kalıntılarının 12.000 yıl öncesine ait olmasıdır. Bu Atlantis'in batış tarihiyle örtüşen bir tarihtir.

Hz. Muhammed ile irtibatlı olan Sabiiler'in ilk yerleşim birimleri, sözünü ettiğimiz mabetlerin bulunduğu Urfa'nın Harran bölgesidir. Hz. Muhammed'in vazifesi sırasında Mekke yakınlarına gitmişler ve sonra yeniden Harran'a geri dönmüşlerdir. 
Nasıl ki, Hz. İsa'ya Esseni rahipleri çeşitli alanda yardımcı olmuşlarsa, Harranlı Sabiiler de benzer bir şekilde Hz. Muhammed'in gerçekleştirdiği peygamberlik vazifesinde O'nun yanında oldukları ve O'na destek verdikleri bilinmektedir.
Sabiiler'in ezoterik bilgileriyle Kur'an-ı Kerim'de geçen bazı bilgilerin büyük bir paralellik göstermesi de konunun bir diğer üzerinde durulması gereken yönüdür.
Konunun bir diğer ilginç yönü de, bu gizemli toplumdan Kur'an-ı Kerim'in de bahsetmiş olmasıdır.

Sizlerle buluşturduğumuz bu kitapta ortaya konulan bulguların, hem arkeolojik, hem tarihsel, hem de dinler tarihi ile ilgili çok önemli değeri vardır. 
Geniş bir alana yayılan mabetlerin, yine bu mabetleri yapanlar tarafından toprakla üstünün örtüldüğü anlaşılmaktadır. Belli ki 12.000 yıl öncesinden geleceğe iletilmek istenen çok büyük bir mesaj vardı.

Mabetleri oluşturan taşların üzerlerine işlenmiş bu mesaj, ezoterik sembollerle binlerce yıl öncesinden kutsal bir metni günümüze taşımaktadır.
(Tanıtım Bülteninden)

 

"Eğer kişi ussalcılığın hedefinin a priori ilkelerden bir dünya çıkarsamak, deneyiminden bağımsız olarak saltık bir dizge kurmak olduğunu varsaymak için nedenler görüyorsa, ussalcığa düşmanlığında bütünüyle haklıdır. Tüm düşünmenin amacı bulduğumuz biçimiyle deneyimi yorumlamaktır, onu a priori bir ilkeden uydurmak değil. Var olanı anlamamıza yardım edecek kuramlar, ve, eğer olanaklıysa, evrensel bir kuram arıyoruz; ve böyle kuramlar deneyimin temellerinde yatıyor olmalıdırlar, havada asılı olamazlar...

"Ussalcılığın temel konutlaması deneyimin her nasılsa anlaşılır olduğu, tüm gerçek sorunların her nasılsa ve herhangi bir zamanda çözülebilir olduklarıdır. Eğer us bu soruları anlaşılır olarak sorabilirse, yanııtlarını da verebilir. Ama ussallık istemi zorunlu olarak özgürlük, sorumluluk, değişim, yenilik, evrim olanağını dışlayarak saltık belirlenimciliğin ekmeğine yağ sürmez. Eğer olgusallık fiziksel bir nedenler ve etkiler dizisine ya da aynı doğada ansal bir diziye bozulursa, o zaman somut tikelin, şeyin ya da kişinin düzeneksel ya da erekbilimsel koşulların egemenliği altına girdiği doğrudur. İster fiziksel düzenek tarafından isterse evrensel bir amaç tarafından zorlanıyor olsun, insan eşit ölçüde köledir. Ama neden, amaç ve evrim kategorilerimizi böyle kaba saba bir yolda yorumlamamız ve yaşam ve bilinç de aralarında olmak üzere herşeyi durak saltıklar biçiminde görmemiz niçin gereksin? Onları böyle tasarlamak kesinlikle dar ve tarihsel olmayan bir us ve anlak görüşünü kabul etmek ve düzenekselciliğe kolay bir utku kazandırmaktır. Blok-evrenden kaçmanın yolu Romantizmden değil, geniş düşünüşlü ussalcı bir felsefeden geçer."