Pop Patladı mı?

 

Türkiye geçtiğimiz 20 yılda kimine göre büyük adımlarla ileri, kimine göre ise büyük adımlarla geri gitti. Sanırız birbiriyle çelişir gibi gözüken her iki cümle de doğru. Ülkemiz büyük patlamaların ve büyük çöküşlerin yaşandığı bir 20 yıl yaşadı. Yaşanıp biten olayların kuşkusuz en kayda değeri pop müzikte yaşanan patlamaydı. İsterseniz Pop’un çok sevildiğini düşünen bir çok okuyucunun tepkisini çekmek pahasına şöyle bir geçmişe uzanalım ve şu Pop dedikleri şey neymiş, nereden çıkmış ve nereye gidiyormuş bir göz atalım.

1990’ların başına geldiğimizde 1980 darbesinin tüm kavramları artık yerli yerine oturtulmuştu. Bu kavramlar bildiğiniz gibi “Benim memurum işini bilir” “Ben zengin severim” “Demiryolu komünist işi” “Yükselen Değerler” gibi veciz! cümleciklerle özetleniyordu o dönemlerde. Özel TV kanallarının teşviklerle güçlendirilmesi ve bu yolla devletin kanatları altından çıkmadan yayın yapmalarının sağlanması yeni toplumsal yapının temel taşlarından birini oluşturdu. 1980 yılında toplumdaki uyanış gittikçe gelişmekte, kültürel gelişim tüm toplumu sarmalamakta dolayısıyla sanata ve kültüre düşkünlük toplumun her katmanına yayılmaktaydı. Bu durumda yukarıda sözü edilen kötü gidişin bir şekilde durdurulması gerekiyordu. Böylece insanlarımızın öz müziğimizin tüm gelişimlerinden uzak tutulup popüler kültürün içine itilmesi gerçekleştirildi. Bunun en pratik yöntemi evlere yerleştirilen rating ölçüm cihazlarıyla reklam vereni buluşturmaktı. Kuşkusuz bu yöntemin çeşitli tabakalarda çeşitli sonuçları oldu ancak biz bu yazımızda konunun müzik boyutunu işlemeye çalışacağız. Yukarıda kısaca sıralamaya çalıştığımız politikaların bir sonucu olarak ülkemizde iki müzik türü ağırlığını artırdı, bunlar elbette Arabesk ve Pop müzikti. Biri insanları umutsuzluğa sürüklemede, onları kaderci bir dünya görüşüne yöneltmekte diğeri ise sığlığa, hiçbir şey düşünmeden yaşamaya sonuçta beynini kullanmamaya alıştırmakta çok başarılıydı.

Bir sabah uyandık ki, yepyeni  yıldızlarımız olmuş, aynı dünyadaki örnekleri gibi kızların görünce çığlıklar attığı, erkeklerin içlerinin bayıldığı yıldızlarımızdan birkaç tanesi her gün etrafımızı sarmalamaya başlamış. Gerçi yaptıkları müzik dünyada teenage dediğimiz 13-15 yaş kuşağının müziğiydi, dünyada bu yaşı geçen dinleyiciler daha üst müzik türlerine terfi edip zevklerini ve beyinlerini geliştirmeyi sürdüredursunlar Türkiye’de bu fırsat ortalama insana bir türlü verilmedi. Yetenekleri kendilerinden menkul birtakım sanatçı! taifesi artık yüzbinler satıyor, son derece lüks yaşıyor, ekranlarımızdan hiçbir gün eksik olmuyorlardı. Artık müzik sanayimiz patlamasa da  pop’umuz patır patır patlamıştı. Bu güvenle tüm müzik şirketleri yeni yetenekler keşfetmeye ve yoğun yatırım yapmaya başladı. Şarkıcı olmayan şarkıcılarla besteci olmayan besteciler etrafımızı sardı. Örneğin çok ünlü olan bir tanesi motorsikletin arkasında giderken besteyi aklından yapıp sonra da telefonla telesekretere kaydettiğini anlatıp ne kadar iyi bir besteci olduğunu kanıtlamaya uğraşıyordu. Gerçi kimse onun herhangi bir enstrüman çaldığını görmemişti ama yine de herkes besteci olduğuna canı gönülden inanıyordu. Yükselen değerlerin yerleştiği fuhuşun, rüşvetin, çetelerin kol gezdiği güzel ülkemizde böyle besteciler de yaşamış ne gamdı. Bu arada olan vatandaşımızın kulağına oluyormuş o, o kadar önemli değildi tabii ki. Ülkemizde kavramların değerini yitirmesinin duraklarından biri de müzik oldu. Pop müzik dünyası aslında doğuşunda kendi sonunu hazırlamaya başladı. Yukarıdaki paragrafta bahsettiğimiz besteci olmayan besteciler konusu bir gerçeği ifade ediyor. Pop müzik anlamında dünyada da uygulanan yöntem aranjörlerin ve gerçek bestecilerin bestelerini bir şarkıcıya söyletmeleridir. Rock ve Jazz müziğinde ise böyle bir yapı hemen hiç yerleşmemiştir. Herkes kendi bestelerini çalıp söylemektedir. Ancak ülkemizde müziğin M’sinden anlamayan birtakım insanlar arkalarına kurdukları kadroya yaptırdıkları parçaları söylemekte üstelik bunlara kendi besteleri muamelesi yapabilmektedirler. Çoğu beste de kanunsuz olarak İsrail ve Arap ülkelerinden alınmakta düzenlemeleri değiştirilerek önde olan şarkıcının ismi besteci olarak yazılmaktadır. Birçok insan bu numaraya kansa da aslında bilinçaltlarında herhalde “yaa, bu adam- ya da kadın’ın- hiç enstrüman çaldığını hatta konser verdiğini görmedim, konser verse de nedense hep detone, bu işte bir gariplik yok mu “ sorusu canlanmaktadır. Ayrıca bilinçli bir şekilde arabesk pop müziğin içine sokulmuş ve Pop adı altında satışa sunulmuştur. Böylece hep aynı fabrikadan çıkma ürünleri değişik isimler altında dinleyip durmaktayız.Müzikte çok önemli bir yeri olan türleşme olgusu ne yazık ki ülkemizde son on yılda ortadan kalkmış ve arabeskimsi pop diyebileceğimiz bir tür tüm televizyon ve radyolara hakim olmuştur. Gördüğümüz kadarıyla insanlarımıza farklı seçenekler sunulmamakta böylece tek bir tarafa yönlenmeleri istenmektedir.

Ama biraz evvel sözünü ettiğimiz kendi sonunu hazırlama işte burada devreye girdi ve ortalama dinleyici dinlediği hep aynı şeylerden gına getirdi. Yoğun problemli gündem ve ekonomik krizin tüm sektörlerle birlikte televizyonları da vurmasıyla birlikte tüm müzik sanayii çöküş trendine girdi. Artık albümler satmıyor, çünkü artık internet diye bir şey var herkes müzik paylaşımına yöneliyor ve birçok müzik şirketinin kapanacağı söylentileri almış yürümüş durumda ve dikkat çekici bir başka gerçek türkülerin yeniden moda olması. Bu gerçekten çok sevindirici bir olgu. Çünkü bir ülkede halkın kulaklarının ve zevklerinin gelişimi ancak öz müziklerinden yola çıkarak evrensel müziğe ulaşma çabalarının bir sonucudur. Türkülerimizin yeniden katıksız olarak gündeme gelmesi, türkülerin çok seslendirilmesi çabalarının gittikçe daha büyük  destek bulması, Kalan müzik gibi bazı fedakar firmaların Türk müziğinin arşivine dönük çalışmalarının dinleyici tarafından destek bulması, Osmanlı sultanlarının bestelerinin yavaş yavaş gizlendikleri sandıklardan gün ışığına çıkmaya başlamaları büyük bir müzikal atılımın eşiğinde olduğumuzu gösteriyor. Osmanlı müziğinin günümüze yansımaları başlıklı yazımızda da değineceğimiz gibi Osmanlı saray müziği sadece bugün Türk Sanat müziği olarak dinlediğimiz müzik değil. Dolayısıyla bu çalışmaların orijinallerinin ortaya çıkması bir ülkenin geçmişinin olmadan geleceğinin de olamayacağı gerçeğini sonunda ülkemizin de yaşayacağını ortaya koyuyor. Artık Hicaz’dan ve Bozlak’lardan evrensel Blues müziğine geçiş için önümüz açılıyor. Ve bizler bunu sadece ve sadece halkımızın sağduyusuyla gerçekleştirdik. Kültürel engellerin bu denli önümüzü kestiği  bir ülkede yaşayıp günümüzün aydınlığına ulaşmak her toplumun gerçekleştirebileceği bir olay değil. Önümüzdeki yılların müzikal anlamda çok daha aydınlık olacağından emin olarak haydi biraz daha gayret diyorum, kanatlarımızı daha kuvvetli çırpalım, yükselmeye az kaldı.

 

2015 Yeni Yıl!!

Sevgili okuyucu yukarıda okuduğunuz satırlar yazılalı 20 yıl olmuş. Ne yazık ki bir yanılgının satırları. Yanılan elbette benim, yani bu satırların yazarı. Geçtiğimiz 20 yılda ne yazık ki ülkemiz müziği gittikçe daha çok çürüdü. Bizlerin çalıştığı televizyonlar artık yok. Şimdi Dizi ve evlenme televizyonları var, arabesk diz boyu. İstanbul’daki mutlu azınlık bazı rock konserleri dinleyebilse de, ne yazık ki Türkiye’ye yayılamıyor rock müzik ve elbette bunun baş nedeni insanlar üzerinde bilinçli uygulanan yukarıda yazdığımız politikalar olduğu kadar, insanların dizi manyağı yapılması ve toplumsal hayattan aslında gittikçe kopmaları ve bıkkınlıkları.  Artık o günlerdeki umudumuz yok oldu ve evet internet yüzünden müzik şirketleri o günlerde tehlikeye girdilerse de, bu olayı büyük bir ticari başarıya dönüştürüp Spotify gibi şirketlerle büyük kitlelerin müzik şirketlerine bireysel olarak küçük ama toplamda çok büyük ödemeler yapmasını sağladılar.

 

Türkiye’de ne yazık ki saydığımız değerlerin tümü çöktü gibi görünüyor, ne türkü kaldı ne hiç sevmediğimiz Türk Sanat Müziği bile artık tamamen arabeske gömülü. Televizyonlar müzik yayını yapmıyor insanların beynini daha etkili bir yöntem olan dizilerle uyuşturuyorlar.

 

Amerikan sistemi etrafı sardı ve ülkemizde insanlar Amerikan siyahlarının sokak söylemlerini müzik sanıp yapmaya soyundular. Bırakın türkü çığırmayı! Evet pop patlamadı, çöktü ama ne Rock ne Jazz ne klasik var, artık Amerika’nın hip hopu, saçma sapan bizden beş beter siyah yıldızları ya da beyaz çoluk çocuk müzik yaparmış gibi yapıp insanlarımızın beynini uyuşturmaktalar. Son zamanlarda 70'lerdeki Türk Pop şarkılarını hiç dinlediniz mi?  Değerini bilmemişiz şu güzelim parçaların dediniz mi?

 

Unutmayalım ki özgür Rock ancak özgür düşüncenin çiçek açtığı toplumlarda büyüyebilir çünkü çok sesli bir toplumun çok sesli müziği, tek sesli toplumun tek bile olmayan sesli müziği olur. Bizim ne olup ne olmadığımızı (müzikal açıdan, dolayısıyla...!!!) siz okuyucunun takdirine bırakmaktayım.

 

Yazık çok üzücü...

POP’UN ÇÖKÜŞÜ!