VLADIMIR ASHKENAZY İLE BİR SÖYLEŞİ

    Mozart’ın Sol majör no 17 Piyano Konçertosu.  Bu programdaki diğer konçerto  fazla uzun zaman geçmeden bestelendi.  Nefis slow girişi Elvira Madigan filminin konu müziği olarak kullanıldığından beri evrensel popülariteye ulaşan konçerto,  do majör Köhel 467 sayılı eserdir.  Prova arasında Ashkenazy’yle konuştuğum konulardan biri buydu. Öncelikle müzik yaşamının nasıl başladığını bilmek istedim.  Çocukluğunun ilk dönemlerinden beri konser piyanisti mi olmak istemişti?

 

Vladimir Ashkenazy-Sanırım ben, ben müziği her zaman çok sevdim. Ama her zaman konser piyanisti olmak istediğimi söylemek çok zor. Annem bir piyano öğretmeni tuttu ve ben piyano dersleri almaya başladım. Ama şunu söylemek mümkün, orkestrayla daha çok ilgileniyordum. Orkestra konserlerini, opera konserlerini ve baleyi seyretmeye gidip tüm paramı orkestra konserlerinin biletlerine harcıyordum.

 

Humprey Burton-  Bu olaylar Moskova’da mı oldu?

 

V. Ashkenazy-Evet. Bir yandan da çok önemli sanatçıların piyano resitallerine gidiyordum. Böylece bir piyanistin hayatını merak etmeye başladım.

 

Humprey Burton-  Sonra Sovyetler Birliğini terk ettiniz ve bunun üzerinden 15 yıl geçti. Meslektaşlarınızın örneğin Nureyev’in yaşadığı gibi ailenizi görme problemi yaşadınız mı?

 

V. Ashkenazy-Hayır. O zamandan beri iki kere anne-babamı gördüm.

 

H. Burton-15 yılda iki kere çok fazla sayılmaz.

 

V. Ashkenazy-Ama Sovyetler Birliği için bu önemli bir rakam, izin almak çok zordur.

 

H. Burton-Yurt dışına çıkış yasak değil mi?

 

V. Ashkenazy-Rus kanunlarına göre yılda bir kere izin vardır ya da en azından 2 yılda bir. Ama bugüne kadar hiç olmadı, hep izinle gerçekleşti. Aslında sonuncusunda onlardan izin istediğimde aileme buraya gelmeleri için 8-9 yıl sonra izin verdiler. Bu oldukça berbat bir olay, neyse ki başarıyla sonuçlandı. Tabii başarı göreceli bir kavramdır.

 

H. Burton-Nureyev’e o izin de verilmedi galiba.

 

V. Ashkenazy-Hayır. Çünkü Nureyev politik göçmen olarak başvurdu. Ben Sovyet vatandaşlığından çıkmak için başvurmadım. Sanırım benim diğer Ruslar’dan farkımda bu.

 

H. Burton-Uzun süreli üyelik ha?

 

V. Ashkenazy-Evet öyle de diyebilirsiniz.

 

H. Burton-Karınız ve çocuğunuz da anne babanızı gördü değil mi?

 

V. Askenazy-Evet, evet gördüler

 

H. Burton-Şimdi size biraz da televizyon müziği hakkında soru sormak istiyorum. Birçok müzisyen televizyonda müzik yapmaktan hoşlanmıyor. Çünkü hoparlörlerden gelen sesin kalitesini çok düşük buluyorlar. Ama siz televizyonda birçok eser çaldınız, bunlar 5-6 konçertoyu bile buldu. Televizyon yayınında müzik yapmak konusunda ne düşünüyorsunuz?

 

V. Askenazy-Eğer bunu profesyonel bir müzisyen olarak yanıtlayacaksam ve bir bireysel müzik yapımcısı gibi düşüneceksem aynı meslekdaşlarım gibi ben de hayır derim. Önemli olan müziğin elementleri ve icracılardır. Ama, biz başka insanları da düşünmek zorundayız, bunlardan bazısının müzikle hiç ilgisi yoktur, bazısı müziği fazla bilmez. Bu durumda televizyon önemli bir rol oynuyor, eğitimsel bir rol oynuyor.

 

H. Burton-Sanırım bu program müziği oldukça bilenlere yönelik bir porgram.

 

V. Askenazy-Dünyada birçok farklı insan var. Bunu her durum için genelleştirmek zor bence. Bazı insanlar bir televizyon programını sadece müzisyen için bile seyredebiliyorlar. Bu kişisel bir tercih. Bazen tekniği kötü programlar böyle kişileri rahatsız edebiliyorlar. Başka insanlar ise bundan hoşlanabilirler hatta bu onları müziğe daha da yakınlaştırabilir. Olay tamamen kişilerin eğilimleriyle ilgili bir şey.

 

H. Burton-Bir solo sanatçı olarak hem yönetip hem çalmak nasıl bir duygu?

 

V. Askenazy-Bir iki sözcükle ifade etmek gerekirse bu bir biçimlendirme yeteneği meselesi. Tüm bölümleri ya da tüm konçertoyu tutuş biçimi meselesi ya da bir biçimlendirme girişimi meselesidir. Şef olarak çaldığınızda tam emin olmasanızda eseri istediğiniz şekilde biçimlendirebilirsiniz. Büyük bir konçertoda örneğin Rahmaninof  konçertolarında böyle  bir girişim için hiç şansınız yoktur, çünkü bütünüyle eserin içinde olmalısınız, teknik nedenlerle eserde şef kullanmak zorundasınız. Bu konçertolarda bile ben iki işi denemeye çalışıyorum, hata yapabiliyorum ama deniyorum.

 

H. Burton-Hem çalıp hem şeflik yaptığınızda anahtarları orkestraya işaret ederken hata yapma riskiniz büyük değil mi?

 

V. Askenazy-Ben sadece bir insanım. Elimden geleni yaparım fazlasını değil. Bazen görevimi yapamayabilirim. Seyirci çok iyi dinlemesi gerektiğini düşünür. Hem çalıp hem yönettiğiniz için daha dikkatli dinlerler aslında. Ama bazen ben de başarısız  olabilirim.

 

H. Burton-Vücudunuza baktığımda her şeyinizi konsere verdiğinizi görüyorum. Elleriniz ve vücudunuzla orkestrayı yönlendirip klavye üstünde dansediyorsunuz. Bunun için ayrı bir çalışma yapıyor musunuz?

 

V. Askenazy-Bu soruya başka bir açıdan yanıt vermeliyim. Dikkatli konuşmalıyım tabii ki. Vücudunuz yaptığınız işin tam bir parçası değil. Aslında her şeyi çubukla açıklamanız gerekir. Belki bir gün birisi bunu başarabilir. Kişisel olarak şuna inanıyorum ki, her şeyiniz olayın parçası olmalıdır, yüzünüz ve her şeyiniz, vücudunuzun bir parçası da bence belirgin bir açıklayıcı uzantı olabilir. Temel hareket özgürlüğünüz kaybolmadıkça her hareketi yapabilirsiniz. Orkestra üyelerine bu şekilde sırtınızı dönmemelisiniz örneğin, çünkü çok fazla olur, ve ters etki yapar.

 

H. Burton-Bazen burnunuzu kullanıyorsunuz galiba.

 

V. Askenazy-Bazen yararlı olabilir. Özellikle insanlar çalmanızı dinlemeye dalmışlarsa onları uyarmak için yararlıdır.

 

H. Burton-bu programda çaldığınız iki eser hakkında neler diyebilirsiniz? Sizce karanlık ya da aydınlık taraftalar mı yoksa her ikisi de yalınlıklarını koruyor mu?

 

V. Askenazy-Genel olarak konuşmak gerekirse her ikisi de bence aydınlık taraftalar, Karanlık taraftaki konçertolar çoğunlukla minör anahtardalar. Re minör, do minör gibi ve minör anahtardaki yavaş bölümler de öyle. Bunlar çok sıra dışı eserler. Ayrıca Mozart’ın minör anahtardaki diğer eserleri de öyle. Özel olarak belirtebileceğim bir eser yok, temel olarak bunlar. Farklı olan şu ki, sol majör konçertonun finali bir opera ile bitiyor. Bu da insana harika duygular veriyor, özellikle eserin bir parçası olmak duygusu nefistir.

 

H. Burton-Do majör konçerto sonradan Elvira Madigan filminin tema müziği oldu. Bu oldukça romantik bir filmdi. Sizce bu film romantik bir çalışma mıydı?

 

V. Askenazy-Bilmiyorum, genellikle böyle etiketler koymaktan hoşlanmam, romantizm ve tüm klasizm estetik içeriklere sahiptir. Farklı insanlara sık sık farklı duygular verir romantizm. Bir şey söylemek gerekirse bildiğim büyük müziklerin bazısı  romantik ya da klasikten  çok tam anlamıyla pratiktir. Mozart bildiğimiz gibi o sıkı  klasik formların sürekli dışına çıkmış biridir. Sanırım o kendini en hızlı şekilde  açıklayabilen bestecilerden biridir. Temel formu çoktan aşmış bir kişiliktir o. Anlamdan mümkün olan en fazla ekonomiyi sağlamıştır. İnsan bilincinin durumunu çok başarılı biçimde açıklamıştır. Genel olarak söyleyebileceğim her şey bu.

 

 

H. Burton-Vladimir Ashkenazy Mozart’ın romantizmine kendi görüş açısını katıyor. Do majör konçertodaki hiçbiri Mozart’a ait olmayan kadanslarda olduğu gibi Ashkenazy kendi bestelerini yapan birçok seçkin solo sanatçısının adımlarını izliyor. Sonuç olarak şimdi, Filarmoni orkestrasıyla 21 nolu konçertoda Ashkenazy’nin performansını izleyelim.

ASHKENAZY PLAYS MOZART

Humprey Burton-    İyi akşamlar, burada, Sheldonian Tiyatrosu’nda kaydedilen yaşayan sanatlar programına hoş geldiniz. Bugün zamanımızın en büyük Rus müzisyenlerinden biri olan Vladimir Ashkenazy’yi sizlere tanıtacağız. Bu akşam ve gelecek hafta Ashkenazy gösterisi onu klavye arkasından orkestra yöneten bir solo sanatçı ve bir orkestra şefi olarak tanıtacak. Son dönemlerde piyanist Ashkenazy podyumda paralel bir kariyer yapmaya başladı, ancak piyano çalmayı bırakmayacağı konusunda bize garanti verdi. Bu programda onu Mozart’ın iki piyano konçertosunu çalarken dinleyeceğiz, gelecek hafta ise Çaykovski’nin 5. senfonisini yönetecek, daha sonra ise Alexander Scriabin’in müziği üzerine bir program yapacağız, Scriabin,  Ashkenazy’nin özellikle etkilendiği  bir bestecidir.

 

Ashkenazy Scriabin hakkında Kenneth van Barthold ile konuşacak ve onun müziğini klavyede resimledikten sonra bu günlerde Scriabin’in çok az duyduğumuz iki orkestra parçasını yönetecek, Reverie ve Poem of Ecstasy.

 

Ashkenazy Moskova’da 1962 yılında Çaykovski yarışmasında birincilik ödülünü John Ogdon ile paylaştığından  beri dünyanın önde gelen piyanistleri arasına girdi.  Ertesi yıl da Rusya’yı terk etti.  1968’de  kendisi de bir piyanist olan ancak konser kariyerini 4 çocuğuna bakabilmek için terk eden karısının ülkesi İzlanda’nın Reykavik şehrine yerleşti.  İzlanda’da her yıl gerçekleşen bir müzik festivali organize etti,  artık bir sanat danışmanıydı ve birçoğu yakın arkadaşı olan dünyanın en önemli müzisyenlerinin orada konserler vermesini sağladı.

 

Ashkenazy programlarında çalan Filarmoni orkestrası,  Karl Pini tarafından yönetildi.  Oxford’daki Şeldonyın tiyatrosu Mozart konçertoları için ideal bir mekan çünkü Mozart’ın çaldığı Viyana konser salonlarından çok farklı ölçülere sahip değil.  Bu hafta Ashkenazy’yi piyanodan yönettiği Mozart’ın iki olgun piyano konçertosunda dinleyeceğiz.  Köhel 453 sayılı Sol majör  konçerto ve Köhel 467 sayılı Do majör konçerto.

 

Bu iki eser arasında bana Moskova’daki öğrencilik günlerinden, televizyonda yayınlanan müzikten ve aynı anda hem çalıp hem orkestra yönetmenin zorlukları ve zevklerinden bahseden Ashkenazy’yle bir röportajımı izleyeceksiniz.

 

Şimdi Sol majör konçerto için akord yapan Filarmoni orkestrasına katılalım.  Kadanslar Mozart’a ait.  Ve son üç bölüm hakkında son bir söz:eser bir tonun varyasyonları olarak düzenlenmiş ve Mozart bunu sığırcık şarkısından kopya etmiş.  Eserde Mozart’ın Sihirli Flüt operasındaki kuş avcısı Papageno’nun dünyasına gireriz  ve konçerto  bir opera finalinin patırtısı ve heyecanıyla sona erer.